7 Mayıs 2011 Cumartesi

Hathor Gezegen Mesajı Tom Kenyon kanalıyla



Bilincin Geçiş Halleri  
Tanımlar

Kaoik Düğümler, kaotik olayların kümelenmesi, bir araya toplanmasıdır. Hathorlar’a göre, Dünya Kaotik bir Düğüme girdi ve sonuç olarak gittikçe artan kaos seviyeleri bekleyebiliriz – bunlara dahil olanlar depremler, volkanik aktivite, anormal iklim modelleri, ekolojik felaketler, ekonomik, sosyal ve politik kargaşa, sadece bunlarla sınırlı değil.

Bilincin Geçiş Halleri, Hathorlar’ın büyük bir kayıp gerçekleştiğinde ve kendimizi geçip gitmiş olan eski realite ile henüz tam olarak oluşmamış yeni realite arasında geçici olarak temkinli bulduğumuz yerin arası olarak adlandırdığı şeydir.

Algısal belirteçler, Hathorlar’ın beş duyumuzu kullanarak dünyamıza nasıl anlam kazandırdığımızı ve yaşamlarımızda nasıl yolculuk yaptığımızı tanımlamak için kullandıkları bir terimdir.

Mesaj

Temel doğalarıyla, Kaotik Düğümler bilincin geçiş hallerini üretmeye eğilimlidir. Algısal belirteçler ortadan kaybolduğunda, bilincin geçiş halleri ortaya çıkar. Ve bu gerçekleştiği zaman, boş bir bölgeye (sıfır bölgesi) girersiniz, burada eski realiteniz artık var olmaz veya radikal olarak değişmiştir, yeni realiteniz henüz varoluşa gelmemiştir.

Kaotik Düğümün daha da şiddetli aşamasına girmiş olduğunuz gerçeği nedeniyle, bu bilgiyi kendi yararınıza kullanabilmeniz umuduyla, geçiş halleri ile ilgili bakış açımızı paylaşmak istiyoruz.

Amaçlarımız için, geçiş hallerini üç ana kategoriye bölebiliriz: 1) Kişisel geçiş halleri, 2) Kollektif geçiş halleri ve 3) Fiziksel ölüm.

Kişisel Geçiş Halleri

Öncelikle dikkatimizi kişisel geçiş hallerine çevirelim, çünkü kişisel algınız merkezi noktadır, algılamış olduğunuz realite bu merkezi noktanın etrafında işler.

Realite algınız temel olarak kişisel bir yaratımdır. Kültürünüzün kollektif algısından, zamandan, mekandan ve koşullardan etkilenir, ama temel olarak neyin gerçek olduğu ve neyin gerçek olmadığı ile ilgili algınız bir yaratımdır – sizin yaratımınız.  

Eğer çoğu insan gibiyseniz, realiteyi algılamanız algı alışkanlıklarına bağlıdır. Yaşamınızda belirli gerçeklikleri deneyimlemeye alışıksınız ve deyim yerindeyse bunlar size nerede bulunduğunuzu söyler. Sabah uyanırsınız, saate bakarsınız ve kollektif zaman algısı hemen önünüzdedir. Bu yanılsama ile meşgul olma ya da olmama seçiminiz kişisel bir seçimdir. Aslında, spiritüel üstatlığın işaretlerinden biri, kültürel yanılsamaların doğasını berrak şekilde anlarken, bunlardan başarıyla geçme yeteneğidir.  

Kişisel yaşamınızdaki bir durum dramatik şekilde değiştiği zaman, algısal belirteçlerin yok olması veya kendilerini yeniden organize etme eğilimi vardır.

Bir olası senaryo sunalım. Yıllardır aynı işte çalışıyorsanız, yaşamınızı bu pozisyonun talepleri etrafında oluşturmuşsunuzdur. Belirli bir zamanda öğle yemeği yersiniz. Eve belirli bir zamanda dönersiniz. Başkaları ile işinizin taleplerine uygun hale getirilmiş belirli şekillerde etkileşirsiniz.

Eğer o iş aniden beklenmedik bir şekilde ortadan kalkarsa, o algısal belirteçler ortadan kaybolur. Belirli bir zamanda uyanma, belirli bir zamanda yemek yeme, belirli bir zamanda eve dönme gereksinimi olmaz ve etkileştiğiniz insanlar artık mevcut olmaz.

Bu durum çoğu insan için doğal olarak kafa karıştırıcıdır. Yine, algısal belirteçler ortadan kalkmıştır.

Kişisel yaşamınızda herhangi bir radikal değişim gerçekleştiğinde aynı fenomen meydana gelir. Sizin için önemli olan bir ilişki aniden sona ererse, o ilişkinin algısal belirteçleri ortadan kalkar ve bilincin geçiş haline girersiniz.

Sağlık kriziniz olursa ve fiziksel yaşamınız radikal şekilde etkilenirse, algısal belirteçler yok olur ve bu kafa karıştırıcı olabilir. Bilincin geçiş haline girdiniz. 

Kaotik Düğümün şiddeti artarken, çok daha fazla sayıda insan önlerinde parçalanan eski realitelerinin şok dalgalarını deneyimleyecek. Yaşamlarında belirli olan şeyler şimdi belirsiz. Sağlam zemin olan şeyin artık sağlam olmadığı görülüyor. Bunu hem mecazi olarak hem de gerçekten, kelimenin tam anlamıyla söylüyoruz.

Bu Kaotik Düğümden ortaya çıkan geçiş hallerinin bir diğer dalgası var. Bu önceden birçok insanı etkiliyor, ama onun etkisi bilinçte tsunami gibi yayılacak.

Bu özel geçiş halinin, kültürünüzün kollektif yalanlarının çöküşüyle ilgisi vardır. Giderek çok daha fazla sayıda insan gölge oyununun arkasını görecek; kukla üstatları hissedeceksiniz ve onların kimlikleri sizden kurtulabilse de, artan gerçeklikle kültürünüzün veçhelerinin bir manipülasyon, bir sınırlama ve çoğu durumlarda tümüyle yalanlar olduğunu göreceksiniz.

Burada sözünü ettiğimiz yalan, ekonomi yalanı, savaşların yalanı ya da sınırlayıcı dinlerin yalanı değil, kimliğiniz ile ilgili yalandır – sizi hapiste tutmayı sağlayan yalan. Bu yalan, sizin fiziksel bir insan varlığından başka bir şey olmadığınız ve aslında dünyasal deneyiminizin ötesinde başka alemler olmadığı inancı ve kültürel tasdiktir.

Bu yalanın fark edilmesi, kişisel özgürlüğün habercisidir, ama bu başlangıç aşamalarında oldukça kafa karıştırıcı olabilir. Bunun nedeni çokboyutlu deneyimlerin dünyasal günlük deneyimlerinizden çok farklı olmasıdır. Kendinizi dünyasal ve çokboyutlu yaşamınız arasında mahsur kalmış bulursanız, bilincin geçiş haline girmişsinizdir.

Bu bilgiyi paylaşmaktaki amacımız, bilincin geçiş halleri sırasında pratik bir eylem planı önermektir. 

Kişisel olarak güçlü bir geçiş haline girdiğiniz zaman, birçok insan varlığı gibi bunalıma düşmüş olabilirsiniz. Birçok birey algısal belirteçlerinin yok olmasının kavrayışının şokunu görür, gerçek olduklarını kabul ettikleri realite derin bir şekilde bozulmuştur.

Zamanın hızlandığı gerçeği nedeniyle – ve bununla daha az zamanda daha çok olay gerçekleşiyor demek istiyoruz – şok veya bunalım halinde kalmak gücünüzün yetmeyeceği psikolojik bir düşkünlüktür. Burada iletmek istediğimiz asıl nokta, geçiş halinin doğasına bakmaksızın, ister kişisel yaşamınızdaki değişikliklerle ilgili olan doğası kişisel olan bir geçiş hali olsun veya ister kültürel manipülasyonunuzu fark etmekten dolayı olsun – realitenizin yaratıcısı sizsiniz.

Neden yaşamınızın aniden yoksun olduğunu açıklamak için hikayelere sahip olabilirsiniz, ama bunlar sadece hikayelerdir. Probleminiz için başka insanları, durumları veya kurumları suçlayabilirsiniz, ama bu sorumluluktan kaçmaktır. Hikayeleriniz gerçek olabilir ve suçlayacak başka insanlar, durumlar veya kurumlar olabilir, ama bilincin geçiş haline girdiğiniz zaman, güçlü bir yaratıcı sürecin merkezi vorteksindesinizdir. Boş yere ağlayıp sızlamak için bir neden yok veya buna gerek yok. Kaybolan kaybolmuştur. Giden gitmiştir.

Şimdi asıl soru şu, “Ne yapacaksınız?”

Sersemlemiş, şok içinde, bunalımda, öfkeli ve üzgün mü kalacaksınız? Yoksa yaşamınızın yaratıcısı olarak kendi kimliğinize mi adım atacaksınız?

Bilincin daha düşük hallerinde kalmayı seçenler için, yorumumuz yok.

Yorumlarımız yaratıcılar olarak kimliğinize adım atmak için yeterince cesur ve gözüpek olanlarınız içindir. Eğer siz onlardan biriyseniz, işte size önereceğimiz şey.

Her şey ortadan kaybolduğu zaman, yani eski realitenizin algısal belirteçleri ortadan yok olduğunda, boşluk noktasına girmiş olduğunuzu anlayın.

Boşluk noktası eski realite ile yeni realite arasında kritik bir geçiştir. Olmuş olan şey sona erdi. Kayba üzülmek yerine, boşluğu kabul edin. Birçok insan için bu meydan okuyucu bir girişimdir, çünkü boşluk noktasında yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Sadece ona ve kendinize tanık olmalısınız, çünkü bu belirsiz durumda algısal belirteçler yoktur.

Yerine yerleştirdiğiniz yeni (algısal) belirteçlere dikkat edin, çünkü bu fikirler ve inançlar zihninizin yeni gökyüzündeki yıldızlar olacaktır ve yolunuzu kendi bilincinizin cennetlerine yerleştirdiğiniz yıldızlarla (düşünceler ve inançlar) bu yeni zamanlara yönlendireceksiniz. Bu nedenle yeni yıldızlar yaratacağınız zaman bilge olun, dost Gizem seyrüsefercileri.

Bilincin Kollektif Geçiş Halleri 

Bizim perspektifimizden insan kollektifi şu anda kendi derisini atan, kıvrılan ve bükülen, eski engelleri kazıyarak silen çok büyük kozmik bir yılana benziyor. Bunlardan bazıları ekonomik kargaşa şeklini alıyor. Bazılarının doğası politik. Bazıları kültürel kurumların çöküşü ve dönüşümü. Ve bu kıvrılma ve bükülmelerin bazıları deprem ve volkanik aktivite, aynı zamanda anormal iklim modelleri ile ilişkili.

Doğal ve insan yapımı felaketler artarken, çok daha fazla sayıda insan kendisini bilincin geçiş hallerine girmiş bulacak. Açıkçası deprem, yanardağ veya yıkıcı iklimi direkt deneyimleyenler, geçiş hallerine girmeye en eğilimli olanlardır, ama empatik doğası olanlar, sanki fiziksel olarak ordalarmış gibi doğal veya insan yapımı felaketin darbesini deneyimleyebilirler.  

Aslında insan bilincini birbirinden ayıran perde çözülürken, çok daha fazla sayıda insan dünyada gerçekleşen değişimleri deneyimleyecek.

Şimdi, kendisini deprem, yanardağ püskürmesi veya yıkıcı iklim modelleri gibi doğal veya insan yapımı felaket sonrasında bulanlar için yeni yaratım sorusuna değinmek istiyoruz.

Eğer yıkıcı kuvvet yeterince kuvvetliyse, eski realitenizin algısal belirteçleri artık var olmayabilir. Eviniz veya işyeriniz artık orada olmayabilir. Kendinizi gıda ve su kıtlığıyla uğraşırken bulabilirsiniz ve şok ve bunalım hali yaratmak için bir araya gelebilen çok sayıda değişken vardır.

Söylemek üzere olduğumuz şeyde çok açık olmayı diliyoruz. Felaketlerin karşısında şok ve bunalım doğal bir memeli tepkisidir ve anı aşacaksanız ve dönüştürecekseniz, kendi varoluşunuzun, keni varlığınızın yüksek boyutlarına, zaman ve mekanın ötesindeki bilinç alemlerine erişmelisiniz.

Hayatta kalmanız için denklemin parçası olarak varlığınızın aşkın veçhelerini birleştirebileceğiniz kadarıyla, şoku ve bunalımı hafifletebilirsiniz.

Kaosun, herhangi formda kaosun ortasında tanımlanması gereken merkezi özellik fırsat portalıdır.

Hayatta kalma veya yeni hayat için bu fırsat kendisini beklemediğiniz şekillerde sunabilir. Bunun nedeni algısal belirteçlerin artık yerinde olmaması ve bilincinizin bir fırsat kendisini sunduğu zaman fark edememesidir.

Yeni realiteleri geçişin realitelerine uygulamayı dileyen derine yerleşmiş bir insani alışkanlık veya eğilim vardır. Bu, o durumlarda meşgul olunacak uygun olmayan bir alışkanlık olurdu.

Kaotik olaylar sırasında seçim yapmaya dahil olan hiper – boyutsal realiteler hakkında söyleyebileceğimiz çok şey var, ama “sadede gelmek” ve en pratik olanı vermek istiyoruz. Belki başka zaman sınırsız doğanız ve içinizde bulunan sınırsız olanaklar hakkındaki felsefi düşüncelerimizi sizinle paylaşabiliriz. Ancak, şimdilik biraz basit olalım ve yeni yaşam ve yeni bir kader kendisini size sunduğu zaman bunları fark etme ve yaratma fırsatları için size bir formül verelim.

Bilincin geçiş haline girdiğinizi ve boşluk noktasına arkadaş olduğunuzu ve durumunuzun büyük belirsizliğinden az çok rahat olduğunuzu kabul etmek, önerdiğimiz şey budur.

Meraklı olun ve mucizeler bekleyin.

Merak haline girerek, beklentiyle serbest hareket etmek için özgür olan zihninizin veçhesini devreye alırsınız. Bu bir çocuğun zihnine çok benzer ve size çok faydası olan bilincin titreşim haline girmenizi sağlayan bu masumiyettir – çocuksuluk ile aynı şey değildir.

Mucizelerin beklentisini taşıyarak, içinizdeki yaratım gücünü salıverirsiniz ve bunu başarabildiğiniz ölçüde, doğası ister fiziksel, ister zihinsel ve duygusal olsun değerli bir şeyler keşfetme yeteneğinin oluş sıklığı, yarar ve beklenmeyen hazinelerin rastlantısal eşzamanlılıklarının arttığını görürsünüz.

Sonra gerçekleşecek şeyler hakkında merak ile mucizelerin beklentisinin bu birleşimi, sizi boşluk noktasından yeni bir yaşama, yeni bir yaratıma hızla götürecektir; etrafınızdakilerin başına gelebilen şeylere bakmaksızın.

Bilincin kollektif geçiş halleri sırasında, her insanın kendi realitesinin yaratıcısı olduğunu ve kaosun ortasında insanların farklı seçimler yapacağını ve farklı kişisel realitelere gireceğini hatırlamak faydalıdır.

Daha düşük titreşimli alemlere girenler tarafından sallanmayın. Onları kendilerinden kurtaramazsınız. Yukarıya bakın ve merak ve mucizelerin beklentisiyle yukarı doğru yaşayın ve hatta en ağır durumlarda sizin için mucizeler gerçekleşebilir ve gerçekleşecektir.

Fiziksel Ölüm

Bedenlenmiş varlıklar için en büyük zorluklardan biri, ölüm adını verdiğiniz bilincin geçiş halidir. Bunun nedeni, beş duyu dahil tüm algısalbelirteçlerin ortadan kalkması gerçeğidir. Bir insan sadece maddi varoluşu ile özdeşleşirse, bu geçiş halinin en zor olduğunu görecektir. Bunun nedeni onun özdeşleştiği şeylerin artık var olmamasıdır.

Fiziksel dünya devam etmesine rağmen, beş duyudan bilince gelen girdiler yoktur. Sanki dünya ortadan yok olmuş ve beden de onunla birlikte yok olmuş gibidir. Büyük Ben’im, aşkın bilincin merkezi özniteliği artık bedenden, beş duyudan veya dış dünyadan bilgi almaz. Bu, varlığının diğer alemlerini direkt olarak deneyimlememiş olan biri için derin şekilde rahatsız edici ve kafa karıştırıcı olabilir.

Metaforik olarak konuşursak, sizler birçok dalı ve birçok yaprakları ve çiçekleri olan büyük bir ağaca, Hayat Ağacına benzersiniz. Şu andaki fiziksel varoluşunuz bu yapraklardan ve bu çiçeklerden sadece biridir.

Bir insan sizin ölüm dediğiniz bilincin geçiş halinden geçtiği zaman, birkaç seçenek vardır. Merkezi figürü bir guru, avatar veya kurtarıcı olan spiritüel bir gelenekte iseniz, bu varlığın bilincinin titreşim alemine giden bu varlığın yolunu izleyebilirsiniz. Bazı dinlerde bu cennet olarak bilinir.

Eğer bir gurunun, avatarın veya kurtarıcının yolunu izlerseniz, onun cennetine, onun elde ettiği titreşime girersiniz ve zorunlu olarak ayrıca onun bilinçteki sınırlamalarına girersiniz.

Bizim perspektifimizden evrenin doğası sınırsızdır ve bununla dış uzayı kastetmiyoruz, evreninizin boyutlararası realitelerini kastediyoruz ve bizim perspektifimizden tüm var olanı anlayan ve kucaklayan varoluşta tek bir varlık yoktur.

Ancak eğer, ölüm alemlerinde gurunuza/avatarınıza/kurtarıcınıza katılmayı isterseniz, birkaç tavsiyemiz var. Tavsiyelerden biri onun ismini zihinsel olarak söylemek, onu çağırmaktır. Bu, Mısır terimi Ren’de kapsanan kadim bir anlayıştır, Ren isim anlamına gelir. Ruhsal bir varlığın ismini çağırdığınız zaman, onun bir veçhesi size doğru gelmeye zorlanır.

Eğer, gurunuz/avatarınız/kurtarıcınız ile bu karşılaşma anında, o sizin değerli olduğunuza hükmederse, onun tarafından onun cennet alemine götürülürsünüz.

Doğu spiritüel geleneklerinde olanlarınız için, belirli tanrılar ile bağlantılı olan mantralar vardır. Ölüm sırasında veya ölüm alemlerinde bu mantraları seslendirmek aynı etkiye sahiptir.

Bir guruyu, avatarı veya kurtarıcıyı izleyen spiritüel bir geleneğin parçası olmayanlarınız için, ölüm denen bilincin geçiş hali başka olasılıklar sunar.

Diğer bilincin iki geçiş halinde olduğu gibi, ölüm aleminde bir boşluk noktası vardır ve onun baskın özellikleri dinginlik (sessizlik) ve karanlıktır. Boşluğun içinde tüm olasılıklar mevcuttur, ama eylemsellik varoluşta değildir. Bu bir meşe ağacının palamuduna benzer. Meşe, dev ağacın kendisi potansiyel olarak palamudun içindedir, ama henüz mevcut değildir.

Kendinizi Boşlukta bulduğunuz zaman - ki bunu karanlıkta tamamen yalnız olduğunuz ve tam sessizlikte olduğunuz gerçeğiyle farkeceksiniz – yaratıcı güçlerinizin merkezi bağlantı noktasında olduğunuzu bilin.

Sonra yaratmayı seçtiğiniz şey, kaderinizin rotasını ve hangi dünyalara yerleşeceğinizi veya varoluşun hangi alemlerinde oturacağınızı belirler. Bu kritik bir durumdur.

Birçok insan karanlıktan korkar, zamanından önce ışığa geçer. Ve anlamadıkları şey arzularıyla ışığı yaratıyor olmalarıdır. Önlerinde tünele benzeyen portal açılır ve bu ışık tüneline girebilirler, daha önce tanıdıklarıyla karşılaşırlar, dolayısıyla sonuçları tam olarak anlamadan bedenlenmeye geri dönerler veya diğer titreşim alemlerine girerler. Bu elbette sizin için bir seçenektir ve çoğu zaman seçilen seçenektir.

Ancak bir diğer seçenek Boşluğun kendisinde oturarak, saf bilinç olarak Benliğinizin farkında olarak boşluk noktasında kalmaktır – tüm fenomenleri aşmış halde.

Bu farkındalık halinde bir şeyler yaratma ihtiyacı olmadan yeterince uzun oturursanız, kimliğinizin büyük Ben’im olduğunu keşfedersiniz. Ve bu farkındalık noktasından bedenlenmenizin koşullarını seçebilirsiniz. Yerleşeceğiniz dünyaları veya oturacağınız bilinç alemlerini seçebilirsiniz.

Bu en son yöntem size en büyük fırsatları sunar, ama çoğu insan için en zorudur. Ve bu zorluğun nedeni çoğu insanın bir bedene sahip olmamayı rahatsız bulmasıdır. Bir bedeni arzulamak ve maddi dünya deneyimi çoğunlukla insanı zamanından önce Boşluktan dışarı çeker.

Özet olarak, Kaotik Düğümün şiddetlenen aşamaları nedeniyle birçoğunuz kendinizi bilincin geçiş hallerinde bulacaksınız. Kendinizi ister kişisel yaşam, kollektif deneyim veya ölüm dediğiniz geçiş hali olsun hangi seviye ile meşgul bulmanıza bakmaksızın, realitenizin yaratıcısı olduğunuzu bilin.

Hathorlar
20 Nisan 2011



Tom'un Düşünceleri ve Gözlemleri

Kişisel olarak bu mesajı şaşırtıcı şekilde anlamlı ve engin bir bilgi deposu olarak görüyorum. Bu mesajı birçok kez tekrar tekrar okudum ve her seferinde yeni bir şey keşfediyorum. Aslında bu mejsajdaki satırlar arasında okunacak çok şey var.

Özellikle Hathorların ifadesi hoşuma gitti…

Yerine yerleştirdiğiniz yeni (algısal) belirteçlere dikkat edin, çünkü bu fikirler ve inançlar zihninizin yeni gökyüzündeki yıldızlar olacaktır ve yolunuzu kendi bilincinizin cennetlerine yerleştirdiğiniz yıldızlarla (düşünceler ve inançlar) bu yeni zamanlara yönlendireceksiniz. Bu nedenle yeni yıldızlar yaratacağınız zaman bilge olun, dost Gizem seyrüsefercileri.”

Kollektif zihnimizin seviyesinde, efsanevi realitelerimizin değiştiğini düşünüyorum. Eski yıldızlar, bir kültür olarak bizi binlerce yıldır yönlendiren realite ile ilgili eski düşüncelerin, inançların ve önvarsayımların şimdi kararmakta olduğu görülüyor, bunlar bizi birçoğumuzun artık gitmek istemediği yönlere sevkettiler.

Kültürümüzün kollektif gemisinin, bu gezegenin veya üzerindeki yaşanın kutsallığına çok az saygıyla, Büyük Gizemin sularında rüzgara karşı gittiği görülüyor. Ama kollektif gemimiz görünürde farkındalık olmadan Büyük Gizemde yol alırken bile, gemi ve bizler en temel varoluşumuzu Gizemin kendisine borçluyuz. Bu çok garip dualite, içinde olduğum ruhsal duruma göre ve Gizemin kendisine nasıl bağlı olduğuma veya bağlantısız olduğuma göre bana ya eğlenceli ya da trajik görünüyor.

Durumumuzun ironilerinden biri, bu geminin mürettebatının, kendi yaşam güçlerini yatırarak, yaratıcılık ve bazı durumlarda kan ter ve gözyaşları içinde kalarak gemiyi yüzdürenlerin sizlerin ve benim gibi ve bu büyüleyici gezegendeki diğer neredeyse yedi milyar insan gibi olduklarıdır. Kişisel durumlarımıza, yaşam istasyonumuza veya inançlarımıza bakmadan hepimiz bu geminin mürettebatıyız.

Yeni Çağ topluluğu içinde, Birliğe yakın olduğumuzu ve Altın Çağın eli kulağında olduğunu söyleyen ve şimdiye dek bunu yıllardır söylemiş olanlar var. Bu algılamayı paylaşmıyorum.

Hepimiz birlikte aynı gemideyiz, ister hoşunuza gitsin ister gitmesin ve mürettebatımızın kutuplaşmış olduğu görülüyor. Açgözlülük, kibir ve yağma paradigmalarının açısal mesafeyi ölçen aygıtlarımız için asıl referans noktaları olduğunda ısrar eden birçok insan var.

Ancak diğerlerimiz yanlış yöne gitmekte olduğumuzu – bu gezegeni ve onun yaşamını (hem insan hem de insan dışındaki yaşam) artık mahvedemeyeceğimizi hissediyor. Bizim için, zihinlerimizin gökyüzünde yeni yıldızlar var. Ve açısal mesafeyi ölçen aygıtlarımızı bu kozmik ışık fenerlerine ayarlıyoruz.

Tüm bunların nasıl sonuçlanacağını kimse bilmiyor. Ama etrafımda gerçekleştiğini gördüğüm sessiz isyan beni cesaretlendiriyor.

Mürettebat üyesi olan birçoğumuz (ve bu mesajı şimdiye dek okuduysanız sizin de bu üyelerden olduğunuzu sanıyorum) kollektif gemimizin yönünü değiştirmek (örneğin kültürel çılgınlık) veya en azından onu yavaşlatmak için sessizce eyleme geçiyoruz.

Bazılarımız açısal mesafeyi ölçen aygıtlarımızı çıkarıyoruz ve etrafımızdakilere yeni yıldızları işaret ediyoruz. Bunu, görmeyi istediğimiz değişimi yaşayarak yapıyoruz. Bunu, mümkün olduğunu hissettiğimiz yeni bir Dünya realitesiyle yaşama cesaretine sahip olarak yapıyoruz. Bunu, birbirimize şefkat göstererek yapıyoruz.

Ve gerekli olduğu zaman, bunu savunduğumuz şeyden vazgeçmeden yapıyoruz. Dünyanın en fakir ülkelerinden bazılarında, hibrit olmayan tohumların (ekinler hasat edildiğinde yeni tohumlar üreten tohumlar) kullanılmasını korumak için, kendilerini ve ailelerini beslemek istediklerinde yeni tohumlar satın almaları için Dünyanın en fakir insanlarını köleleştiren uluslar arası ekonomik çıkarlara boyun eğmek yerine, halk hareketini (ayaklanmasını) hatırlıyorum.

Ben bunu yazarken, açgözlülük, kibir ve yaşamın kutsallığına son derece saygısızlıkla kollektif gemimizin rotasını belirleyen Titanlara karşı durma cesaretlerine neredeyse ağlıyorum.

Bu zamanlar hem bireyler hem de kollektif için çok zor ve meydan okuyucu iken, karşılaştığımız belirsizlikte umut olduğunu düşünüyorum. Bunu söylüyorum çünkü insan ruhu son derece belirsiz zamanlarla karşılaştığında bazen yükseklere çıkar.

Eğer Hathorlar haklıysa, hepimiz Dünya üzerindeki zamanımız sona ermeden önce bilincin sayısız geçiş halleri ile karşılaşacağız. Eski realitemizin algısal belirteçleri yer değiştiriyor. Algıladığımız realite ve eski dünyanın kaybıyla nasıl başa çıktığımız insanlık için Dünyasal varoluşun sonraki döngüsünü belirleyecek.

Ve bireysel olarak bizler için, yaşamlarımızın geçiş hallerinde yaratmayı seçtiğimiz şeyler, bize açılan bilinç alemlerini belirleyecek.

Siz sevgili mürettebat üyelerine ve sevdiklerinize bu çalkantılı zamanlarda güvenli geçiş diliyorum. Ama olan bitenlere bakmadan, bu tehlikeli yolculukta kendimizi nerede ve hangi durumlarda bulduğumuza bakmadan, – her şeyden öte - kendi realitemizin yaratıcıları olduğumuzu hatırlayalım.

Gökyüzünde yeni yıldızlar ve keşfedilecek yeni dünyalar var. Cesur olun. İyi yolculuklar.



© 2011 Tom Kenyon. Tüm hakları saklıdır www.tomkenyon.com

Bu mesajı kopyalayabilir ve hiçbir şeyi değiştirmeden, yazarın ismini, website ismini ve telif uyarısını ekleyerek herhangi bir ortamda dağıtabilirsiniz.

(Çeviri: Saffet Güler)



18 Nisan 2011 Pazartesi

Zorunlu Heteroseksüellik İnsanlık Suçudur!

Eşcinsellik Ruhsal Bir Bozukluk Değil!
Eşcinsellik uzun yıllardır bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında ICD (International Classification of Diseases) homoseksüelliğin ruhsal bir bozukluk olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlardır. Ancak bugün bile bu konu, halk arasında, politikacılar arasında ve bilim çevrelerinde tartışılmaktadır. Ancak bilimsel olarak bakıldığında eşcinselliği benimsemiş ve bu kimliği ile barışık olan grupta ruhsal sorunların ya da bir kimlik bozukluğunun olduğunu bildiren bir veriye rastlanmamaktadır. Ancak eşcinsel kimliğinden kurtulmaya çalışan, homofobik ya da baskı altında olan grupta ruhsal sorunlar heteroseksüellere (karşı cinse ilgi duyanlara) göre daha yüksek gibi görünmektedir’. (Kaynak: Dr.M. Levent Soylu)
Cinsel tercihimiz ne olursa olsun hepimizin zaman zaman terapiye ihtiyacımız var. Psikolojik destek, tek başımıza başaramadığımız durumlarda kendimizle yüzleşmemizi, bedenimizde ve ruhumuzda birikmiş olumsuzlukları keşfedip onları salıvermemizi sağlıyor. Ancak bir eşcinsel için kendisiyle yüzleşme, kendini kabullenme sürecini atlatmak sorunları halletmeye yetmiyor, bir çok heteroseksüelin yaşamında adı anılmayan sorunları da aşmak zorunda.
Eşcinselliğini kabullendiği halde bu konuda sıkıntı duyan kişi terapiye devam etmek isterse çalışılması gerekebilecek konular genelde 4 başlık altında toplanabilir:
1-Eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları.
2-Aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar.
3-Eşcinsel ilişkideki cinsel güçlükler.
4-Toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar.
(Kaynak:Dr.M. Levent Soylu)

Açılma Süreci
Gey ya da lezbiyen olduğunu açıklama süreci öncelikle bir kişiye daha sonra da diğerlerine homoseksüel olduğunu açıklamayı içerir. Bu süreç içerisinde birey psikolojik olarak oldukça incinebilir bir yapıya sahiptir. Bunun nedeni diğerleri tarafından kabul ya da reddedilme riskinin yaşanması ve sonucunda bireyin benlik saygısının olumsuz etkilenmesi olarak görülebilir. Devam eden süreçte birey toplumdaki yeni cinsel kimliği ile kendini keşfetme sürecine girer. Genellikle gey toplulukları ile yeni ilişkiler ve becerilerle ilgili pratik yapmaya başlar. Keşfetme süreci sonunda tipik bir biçimde birincil ilişkilerin şekillendiği bir süreç ortaya çıkmaktadır. 
Bu ilişkiler sık sık, kısa süreli, kıskançlık ve dalgalanmalarla dolu daha çok heteroseksüel ilişkilere benzeyen bir yapıdadır. Son olarak; toplumda tam olarak fonksiyon gören ve uzun süreli bir ilişkiyi devam ettirecek bir bireye bağlanma ile sonuçlanan bir bütünleşme süreci söz konusudur. Elbette bu süreçler ortaya çıkmadan önce birey kendi eşcinsel kimliğine ulaşmalıdır. Eşcinsel kimliğine ulaşma altı dönemi içerir:
Kimlik Karmaşası:
Birey muhtemel olarak heteroseksüel bir kimlikle hayata başlar. Çünkü heteroseksüellik toplumda oldukça normal sayılmaktadır. Aynı cinse ilgisinin olduğunu fark etmesi ve davranışları bireyin "ben kimim" sorusu karşısında karmaşaya düşmesine neden olur.
Kimlik Karşılaştırması:
Bu evrede birey eşcinsel olabilirim şeklinde düşünmeye başlar. Bu evre, kişinin içinde uyanan duygular nedeniyle heteroseksüellikte yaşadığı rahatlığın kaybolması ile sonuçlanır.
Kimlik Toleransı:
Bu evrede birey ‘Ben eşcinselim’ şeklinde düşünmeye başlar. Birey diğer eşcinsellerle iletişim kurmak ve bilgi almak, paylaşmak ister. Bu aşamada diğer eşcinsellerle iletişimin kalitesi ve içeriği oldukça kritiktir.
Kendini Kabul:
Bu evrede ‘Ben homoseksüelim’ diyebilmekte ve bu kimliği kabul etmektedir.
Kimlikle İlgili Memnunluk:
Birey dünyadaki eşcinsellerin iyi ve önemli bireyler olduklarını, heteroseksüellerin ise aynı şekilde olmadıklarını düşünmeye başlar.
Kimlik Sentezi:
Birey artık ‘bize karşı onlar’ yani eşcinsellere karşı heteroseksüeller şeklinde düşünmekten vaz geçer, heteroseksüeller içerisinde de iyi ve destekleyici insanların olduğunu kabul eder. Bu son evrede birey toplumsal ve öznel kimliğin bir sentezini yapar. 
MURAT
Eşcinsel olduğumu çocukluğumda fark ettim ama halk diliyle ‘ibneler kötü’ dendiği olduğu için epey bir bocaladım. Deneme amacıyla kızlarla da çıktım, cinsel beraberlik de yaşadım ama duygusal bağ kuramadım. Sadece ‘Bir an önce boşalayım da bitsin’ diye düşünüyorsun. Lisede bir erkeğe aşık oldum, açıldım ama karşılık göremedim daha kötüsü aynı sınıftaydık ve bir yıl konuşmadı benimle. Çok duygusal bir insanım, çok yıprandım. On altı yaşındaydım, unutmak altı yılımı aldı. Lise son sınıfta arkadaşlarıma, öğretmenlerime, ablama ve ağabeyime söyledim. Bunun benim seçimim olduğunu söylediler, her zaman destek oldular, dışlanmadım. Konservatuarda hala ‘acaba’ diyordum sonra bir kız bana aşık oldu, gey olduğumu bilmesine rağmen denemek istedi. Güzelliğine, cazibesine çok güvenen bir kızdı beni değiştirebileceğini düşündü. Olmadı tabi hala arkadaşız. Konservatuar, sanat ortamı daha rahat, tepki çekmiyorsun ama sınıf arkadaşlarım yine de denememi öneriyorlar.
Babam küçük yaşta Anadolu’dan İstanbul’a gelmiş, böyle bir şeyi hoş karşılamaz. Annem anlıyor ama söze dökmüyor. İkisiyle de ilişkilerim çok iyidir. İş arkadaşlarım, mahalle arkadaşlarım, kuzenlerim biliyor.
VURAL
Eşcinsel olmak ya da olmamak diye bir sorun yok. Eşcinsellik, cinselliğin farklı yönde olması. İnsanlar cinselliğini sokakta yaşamıyorlar ki. Bizim insanlarımız bunu toplum içine taşımak istedikleri için sorun yaşıyorlar. Cinsellik straightlerde de gizli yaşanır.
Annemle ve kız kardeşimle çok bağlıyız cinselliğimiz hariç her şeyi konuşuruz. Hatta sevgilimden de konuşuruz ama kız arkadaşım olarak algılarlar. 13 yaşımdan beri ailemden ayrıyım zaten, yatılı okudum.
BATUHAN
Ailemden hiç kimse gey olduğumu bilmiyor.Çok ciddi bir anne baskısı ile büyüdüm, annem ‘Desperate Housewife’daki kontrol manyağı kadın (Bree) gibidir. Giyimine, kuşamına, kurduğun cümlelere müdahale eder. Aile baskısı yüzünden 
2-3 kez intihara kalkıştım, evden kaçtım. Annemle babamın benden sonraki iki çocuklarına karşı davranışlarını eleştirirdim, aynı hataları onlara da uygulamasınlar diye. ‘Kardeşlerimi yanlış eğitmeyin’ diye ikaz ederdim... 
Bir keresinde okuldan bir çocuk beni ve dayımın oğlunu evine çağırdı, o zamanlar bilgisayar çok nadir görülen bir şey. Hava karardığında eve döndüm, hiçbir arkadaşımın ailesi bu duruma tepki göstermediği halde annem beni çok fena dövdü, günlerce dışarı çıkmamı yasakladı. Zaten ben pek fazla dışarı çıkan birisi değildim o tarihten sonra hiç kimseyle dışarı çıkmadım. Bir süre sonra annem bu defa da ‘Niye arkadaşlarınla dışarı çıkmıyorsun?’ demeye başladı. Ama beni arkadaşlarımdan soğutan kendisidir. Bu olayın çok etkisinde kaldım. Zaten kabuğundan çıkmaya çalışıyorsun ‘kız’ etiketiyle mücadele ediyorsun.
SUAT
Çocukluğumda diğer erkek çocuklar gibi değildim, onların davranışlarını kaba buluyordum. Barbara Straisand’ın gay ikonu olduğunu bilmeden onu dinliyordum. Moda ve sanat, futboldan daha çok ilgimi çekiyordu. Giyimimle, saçımla, bakımımla fazla ilgiliydim. İstanbul’a yakın küçük bir kasabada büyüdüm ‘gey’ nedir bilmiyordum. İlk başta ancak biseksüelliği kabullenebildim. 22 yaşıma kadar biseksüel olduğumu düşünüyordum. 1999 yılında bir erkeğe aşık olunca gay olduğumu anladım.
Ailem bilmiyor. Söylemeyi de düşünmüyorum çok üzülür ve hayal kırıklığına uğrarlar. Çevrenin tepkisinden çok etkilenirler, geçici bir şey olduğunu düşünürlerdi herhalde. Aslında paylaşmayı çok isterdim ama genç nesil bile bunu kabullenemezken onların kabullenmesini bekleyemem. Herkesin kafasındaki gey imajı Zeki Müren, Bülent Ersoy, Yılmaz Morgül ama geylerin çok farklı tipleri var ben de bunlar kadar feminen değilim zaten. Geylerle arkadaşlık edenler bile konuyu tam olarak anlayabilmiş değil. Ailemle ilişkilerimiz iyidir ama çoğu gey gibi anne bağımlısı değilim.                   
Kabullenmek Zor
Eşcinsellik kabullenme sürecinde acı verici, yaşam biçimi olarak da maalesef hala zor bir süreç. Dünyada psikolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanmadığı halde özellikle Türkiye’de toplumun ve kurumların bu yönde bir bilgisi yok gibi görünüyor. Aile ve çevreden kaynaklı baskıların yanı sıra eşcinsellere özgü bir takım cinsel işlev bozuklukları yaşanılan güçlüklerden. Bu konuyla ilgili yeterli eğitim almış, homofobik özellikleri olmayan ya da bu özelliklerinin farkında olan, eşcinsel alt-kültürüne saygılı, yargılayıcı olmayan ebeveynler, eğitmenler, yöneticiler ve terapistler, cinselliğinden ve kendinden nefret eden, kendine güvenini kaybetmiş insanlar yaratmak yerine, uyumlu, mutlu, üretken, cinselliğini ve sevgisini kendi tercihi doğrultusunda yaşayabilen insanların oluşmasına katkıda bulunacaklardır. 
Kaynak; www.indigodergisi.com, Eşcinsellik Dosyası
Ruh, istediği maddeyi dünyada kullanmakta
serbesttir. Kaldı ki, bir insanın hormonlarında
yapılan değişiklikle ondaki cinsiyet özellikleri
üzerinde değişiklik yapmak mümkündür. O halde
cinsellik ruha değil, bedene has bir özelliktir. Farklı
yapılar içinde ruh ihtiyacı olan bilgiyi alır.
Ergün Arıkdal

HİPOFİZ MUCİZESİ (Ramtha Beyaz Kitap’tan notlar)




Beyninizin farklı düşünce frekanslarını alabilme yeteneği, hipofiz bezi denen, sağ ve sol beyin yarıküresinin arasında yer alan güçlü bir ölçüm aleti tarafından yönetilir. Yedinci mühür de denilen hipofiz beyninizi yönetir. O, farklı düşünce frekanslarını alıp tutabilmesi için beyninizin farklı bölümlerini aktive etmekten sorumludur. O sizin düşünme ve muhakeme etme kapasitenizi açan, düşünceyi idrak edilmesi için bedeninize yayan ve daha büyük bir anlayış için onu bir deneyim olarak tezahür ettiren kapıdır.

Hipofiz, “üçüncü göz “ olarak da bilinen, çok küçük fakat çok harika bir salgıbezidir. O, dar bölümünde küçük bir ağzı olan, taç yapraklarla çevrili bir armuta benzer. Beyniniz, bu güçlü salgıbezinin işlevleri tarafından, karmaşık bir hormon salgılama sistemiyle yönetilir ve kontrol edilir. Bir iç salgı bezi olan hipofiz, salgıladığı hormonu beyin yoluyla epifiz, hipofizin yakınında, alt beynin tabanında, belkemiğinin üzerinde yer alır. Epifiz ya da altıncı mühür, düşünce frekanslarını –bedene yayabilmek için- güçlendirmekten sorumlu ölçüm aletidir. Hipofizden epifize akan hormon salgısı, farklı düşünce frekanslarını alıp tutabilmesi için beynin farklı bölümlerini aktive eder.

Bu iç bezlerden gelip kana karışan hormon salgılarıyla beden işlevleri uyum içinde sürdürülür. Epifiz, bu uyumu sürdürmekten sorumludur. Epifizden gelen hormon salgısı, tüm diğer bezleri hormonlarını birbirleriyle uyum içinde salgılayacak şekilde aktive eder, böylece hormon dengesi yaratır.  Bu dengenin düzeyini, epifiz sistemi tarafından alınan düşünce frekansları topluluğu belirler. Düşünce frekansları ne kadar yüksekse, bedendeki hormon akışı da o kadar artar. Ayrıca, frekanslar ne kadar çok aktive eder. Bu da beyni daha da yüksek düşünce frekanslarını alabilmesi için aktive eder.






Epifiz sistemi, merkezi sinir sisteminizi yönetir. Kendisine ulaşan her düşünce frekansını alıp daha da güçlendirir ve merkezi sinir sistemi vasıtasıyla hücrelere gönderir; belkemiğinden geçen merkezi sinir sistemi, elektriksel düşüncenin anayolu gibidir. Epifiz sisteminden gelen elektrik akımı, merkezi sinir sisteminin –su olan- sıvısı içinde akarak belkemiği boyunca her sinir vasıtasıyla bedeninizin her hücresine dağılır.

Bedeninizin her hücresi kan dolaşımıyla beslenir; kan, besinler yoluyla aldığınız enzimlerin faaliyeti sonucunda çıkan gazı hücrelere taşır. Düşüncenin elektriksel akımı hücresel yapılara bir ışık kıvılcımı olarak girer. Bu kıvılcım hücreyi tutuşturur, gazın genişlemesine neden olur, bu da hücrenin –klonlama işlemiyle- kendisini koplamasını, bir başka hücre yaratıp kendini yenilemesini sağlar. Böylece, bedenin bütünü o tek düşünceyle beslenir. İşte, bedenin moleküler yapısında yaşam böyel –varoluşunuzun her anında almanıza izin verdiğiniz tüm düşüncelerin etkileriyle- gerçekleşir.

Düşünce sürekli olarak bedeninizin her hücresini besledikçe, tüm bedeniniz onun elektriksel uyarımına karşılık verir- tüm bedeniniz! Böylece, her hücrede deneyimlenen düşüncenin etkisi, bedende bir his, bir duyum, bir duygu yaratır. Bu his sonra kaydedilmek üzere ruhunuza gönderilir.

İpeği ipek olarak biliyorsunuz, çünkü onunla –ipek denen anlayışa neden olan- belli duyumları ve duygusal deneyimleri ilişkilendiriyorsunuz. Ruh tüm bu bilgiyi duygusal deneyimleriniz sonucunda kaydetmiştir. Böylece, düşüncenin hissi hissedildiğinde, ruh bu hissi kaydeder ve bellek bankasında –daha önce deneyimlenmiş düşüncelerden edinilmiş- benzer hisleri arar. Sonra bu bilgiyi, düşüncenin tüm bedende idrak edildiğini ve anlaşıldığını göstermek üzere beyninize gönderir. Düşünce sadece beyniniz tarafından değil, tüm bedeniniz tarafından idrak edilir. Sonra beyninizin muhakeme bölümü o hissi tanımlayacak bir sözcük bulmanızı sağlar.

Eğer beyniniz tam kapasiteyle kullanılsaydı, bedeninizin bir anda ışığı dönüştürebileceğinizi ve onun sonsuza dek yaşayabileceğini biliyor musunuz?
Bir organınızı yitirdiğinizde beyninizin yeni bir organ oluşturma yeteneği olduğunu biliyor musunuz? Tümüyle kullanıldığında, beyniniz bedeninizi bir anda tamamen iyileştirme  ya da fiziksel olarak istediğiniz biçime sokma yeteneğine sahiptir.

Beyninizin tüm kapasitesi çok büyüktür; ancak sınırlı düşünüşünüzle onun sadece üçte birini kullanabiliyorsunuz. Geriye kalanın ne işe yaradığını sanıyorsunuz, kafatasınızdaki boşluğu doldurmaya mı?








Beyninizin toplumsal bilincin ötesindeki sınırsız düşünceleri alabilmesi için, yedince mührünüzü, yani hipofizi tümüyle aktive etmektedir. Ancak böylelikle bilişinizi –düşüncenin bütünü olan, kendisine izin veren ve seven- Tanrı’nın sınırsız anlayışına genişletirsiniz.

Peki, beyninizin kapalı bölümlerini hormon salgısıyla açan bu harika salgıbezini nasıl uyandırabilirsiniz?  Yalnızca istemekle.

Kendinizi bütünüyle sevmek neden önemlidir? Çünkü bunu yaptığınız anda toplumsal bilinci aşarsınız. O zaman kabullenilip onaylanma arzusunun üzerine çıkarsanız. Yargıyı aşarsınız. Zaman illüzyonunun ötesine geçersiniz. O zaman sadece kendinizi doyuma ulaştırmak için yaşarsınız. Sadece içinizdeki sesi dinlersiniz. Yalnızca mutluluk yolunu izlersiniz. Ve o yolda, var olan herşeyin bilişi vardır.

Kendinizi –değerli hissedecek kadar- sevdiğinizde ve kendinizin Tanrı’yla bir olduğunuzu bilmeyi istediğinizde, hipofiz denen bu harika çiçeği açtırmaya başlarsınız.

Düşünceyi sözcüklerle ifade etmek, onu sınırlamaktır. Bir üstat hiçbir şeyi açıklamaz ; sadece onu bilir. Onu açıklamak, kendini sınırlamak zorunda kalmaktır. Sadece bilme noktasına geldiğinizde –bilişiniz için geçerli bir neden göstermeye ya da onu açıklamaya ihtiyaç duymadığınızda – o zaman gerçekten kendi alemizinizin efendisi ve üstadı olmuşsunuz demektir. İşte o zaman mutlak biliş içinde olursunuz.

Hipofiziniz açılmaya başlarken, yaşamınız mümkün olabileceğini asla düşünmeyeceğiniz biçimlerde değişmeye başlar. Düşündüğünüz her şeyi daha güçlü duyguyla hissedersiniz. İçinizde hissettiğiniz biliş yaratıcı bir biçimde çalıştığından, düşüncelerinizin giderek daha çabuk tezahür ettiklerini görürüsünüz. Sevgi, anlayış ve şefkatiniz artar. Farklı bir anlayışa yükseldiğiniz için birçok insan yaşamınızdan çıkıp gider. Ve onların yerine, sizin gibi düşünen varlıklar size çekilirler.

Çok geçmeden, zekanız, yaratıcılığınız ve bilişiniz arttığında, daha önce hissetmediğiniz ve bilmediğiniz şeyleri bilip hissetmeye başlarsınız. Bir varlığa bakıp onu içinizde hissedebilirsiniz. Düşüncelerinizden, gelecek günlerinizin nasıl olacağını bilebilirsiniz.

Kendinize bilme izni verdiğinizde, herşeyi bilirsiniz, çünkü –toplumsal bilincin illüzyonları tarafından engellenmeyen- biliş gözlerinizdeki perdeyi kaldırır, böylece diğer boyutları görebilirsiniz. Bu biliş, kulaklarınızın tıkanıklığını açar, böylece tüm yaşamın kendisiyle uyum içinde titreşen müzigini işitirsiniz. Bunu nasıl gerçekleştirebilirsiniz? Onu arzu ederek.






Sınırsızlığı daha çok istedikçe ve gelen düşünceleri daha çok benimseyip hissettikçe, hipofiz daha çok hormon salgılar ve ağzı daha çok açılır. Kendinizi daha çok sevmeyi ve biliş içinde yaşamayı daha çok istediğinizde, beyniniz, varlığınızı kuşatan Tanrı tarafından giderek daha çok açılır. O zaman bedeninizden daha fazla bir şey olursunuz. Sizi bir arada tutan olursunuz.

Hipofiz gerçekten Tanrı’ya açılan kapıdır. Sınırsız düşüncelerin beyninize girmelerine daha çok izin verdikçe, hipofiz daha çok açılır. Daha çok açıldıkca, siz de daha çok bilirsiniz. Ve her neyi bilirseniz, o olursunuz.

Çok geçmeden hipofiz sistemi tamamen açılır ve beyniniz tümüyle aktive olur. Sonra hipofizin ruhsal bedeninde bulunan herşey zihne sunulur ve zihin artık asla eski sınırlı haline geri dönemez. Çiçek bir kez açmaya başladığında, asla tekrar kapanmaz.

Hipofiziniz tamamen açıldığında, artık ne yaşlanır nede ölürsünüz. Bedeninizden her neyi yapmısın isterseniz, o onu yapar. Bedeninize titreşim frekansını hızlandırmasını söylerseniz ve o kendini bir başka boyuta yükseltir.

Olan herşeyi nasıl daha iyi anlayabilirsiniz? Önce anlayabileceğinizi bilin. Nasıl düşündüğünüz ve nasıl konuştuğunuz, bilmenize ne kadar izin verdiğinizi belirler. “ Daha çok bilmeyi umuyorum” demeyin, çünkü o zaman asla bilemezsiniz. “Daha çok bilmeye çalışacağım” demeyin, çünkü birşeyi yapmaya çalışan asla başaramaz. “Daha fazla bilmeyi arıyorum” demeyin, çünkü arayan asla bulamaz.

Bilmediğinizi söyleyerek ya da size gelen bilişten kuşkulanarak yaratıcılığınızı ve yaşamınızı sınırlıyorsunuz. “Bilmiyorum” sözcüğü söylenebilecek en kötü sözdür. Unutmayın, yasa-koyucu sizsiniz, düşündüğünüz ve söylediğiniz şey yasadır. “Bilmiyorum” derseniz, bilmeyeceksiniz. “Asla yapamam”derseniz, asla yapamayacaksınız. “Tanrı’nın sevgisine layık değilim” derseniz, o sevgiyi asla alamayacaksınız. Böyle konuştuğunuzda, böyle düşünüyorsunuz demektir. Ve eğer böyle düşünüyorsanız, bu düşüncenin hissi ruhunuza kaydolacak ve ruhunuz düşüncenizi bir realite olarak tezahür ettirecektir.

Siz bir bilgisayar gibisiniz. Bilgisayarınızı sürekli olarak kuşkularla dolduruyorsunuz. Bilgisayarınızı “yoksunlukla, eksiklikle” dolduruyorsunuz. Bilgisayarınızı “bilmemek” le dolduruyorsunuz. Siz kendi aleminizin hırsızısınız, çünkü sadece kuşku ve sınırlılığı bilen siz düşünüşünüz ve konuşmalarınızla yaşam gücünüzü kendinizden çalıyorsunuz..

Bakın bilmek inanmak değildir. İnanmak varsayıma dayanır; bilmek ise mutlaktır. Bilişi getiren tek şey bilmektir. Bir şeye inandığınızda, ruhunuz “inanmak” sözcüğünü birinin –ya da kendinizin- sizi hiç farkında ya da emin olmadığınız bir gerçeğe –çünkü o gerçek deneyimlenen bir realite olmamıştır- zorla ikna etmeye çalışması olarak anlar.




Aydınlanmak bilmektir –kuşku, inanç, iman ya da umut olmadan. Bilmek onu kesinleştirip mutlak kılar, bu da bilinen şeyi tezahür ettirir. İdrak edilen düşüncenin bir deneyim olarak tezahür etmesiyle, siz o konuda anlayış kazanırsınız. O zaman o- kendinizi ikna etmeniz gereken bir şey değil- sizin bir parçanız olur.

Arzularınızı gerçekleştirmenin yolu sadece ne istediğinizi ve onu elde etmeye layık olduğunuzu bilmenizdir. Bilmek, gerçek olandır; verendir; geleceğinizdir. Bir şey söylediğinizde, onun olduğunu bilin. Her ne istiyorsanız, sizin yasa –koyucu olduğunuzu ve bilip söylediğiniz şeyin gerçekleşmek zorunda olduğunu bilerek ona sahip olabilirsiniz. Buna Bir’in Yasasa denir.

Eğer tüm sözcüklerinizi alıp, size yalnızca birkaç sözcük verebilseydim, onlar şunlar olurdu; “Şimdi biliyorum. Kesinlikle eminim. Tamamım. BEN’İM”. Eğer bunlardan başka sözcük olmasaydı, artık bu dünyayla sınırlı olmazdınız.

Bil. Sadece bil! “Bunun olacağını biliyorum. Mutlu olduğumu biliyorum. BEN’İM olduğumu biliyorum. “Bil, bil, bil! Gereken tek şey budur. Daima bil. Bilmiyorum ya da bilemem dersen, asla bilemezsin. Şimdi bildiğini söyle. O  zaman herşeyi bileceksin.

“Bilmek” hiçbir şeyi yargılamaz. Bildiğinizde, bir düşüncenin gerçek ya da doğru olup olmadığını asla düşünmezsiniz. Tüm düşünceler doğru ve gerçektir. Bilmek, düşünceyi tartmaz ya da ona değer biçmez. Bilmek, düşüncenin bir Oluş olmasına izin verir. O, düşünce süreçlerinizin kesintisiz ya da engelsiz olmasına izin verir.

14 Nisan 2011 Perşembe

Daha güzel, daha genç, daha aydınlık bir cilt, profesyonel bakımla mümkün olabiliyor.



Uzmanlar, lekeli ciltlere üzüm çekirdeği, dut ve meyan kökü ekstresi ile bakım ve orta derinlikte peeling; kuru ciltlere jojoba yağı, primrose oil, avokado yağı ile masaj; yağlı ve akneli ciltlere ise beyaz kil maskesi ile deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi ile bakım ile genç ve sağlıklı bir cilt ile zamana meydan okunulabileceğini belirtiyor.

Normal cilde oksijen veren maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılırken; hassas cilt bakımında yeşil çay, aloe vera, yaban mersini, ahududu gibi yatıştırıcıların kullanılabileceği ve K vitamini ile damar duvarlarının güçlendirilebileceğini ifade ediliyor.

Koru Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Muhterem Polat, derinin organizmayı dış etkenlere karşı koruyan, sıvı ve ısı dengesini sağlayan, salgı yapan, duysal ve immünolojik işlevi olan, insan vücudunun yaklaşık 2 metrekaresini kaplayan en büyük organ olduğunu söyledi.

Çevredeki değişikliklerden ilk olarak cildin etkilendiğini, cildin iç ve dış ortam arasında bariyer görevi yaptığını belirten Polat, çevresel ve mevsimsel değişikliklere uyum sağlayamayan cildin zamanla inceldiğine ve yıprandığına dikkati çekti. Polat, cildin, güneş ışınları, olumsuz çevre koşulları, uzun süreli rahatsızlıklar ve ilaç kullanımı, hormonlu gıdalar, dengesiz beslenme ve sigara gibi etkenlerle yıprandığını dile getiren Polat, zamanla ciltte kırışıklıklar, sararma, kahverengi lekeler, ince kırmızı damarlanmalar gibi renk değişikliği, gevşeklik ve esneklik kaybı gözlendiğini ve bu durumun bakımsızlık halinde daha da hızlandığı uyarısında bulundu.

Polat, zamanın ve olumsuz faktörlerin cilde vereceği zararın azaltılması ya da geciktirilmesinin cilt yapısına uygun bakımla mümkün olduğunu belirterek, cilt bakımının yanlış uygulandığında da zararlı olabileceğini belirtti.

Kuru cilt erken kırışmaya müsait

Bakımın, kişinin cilt tipine göre yapılması gerektiğinin altını çizen Polat'ın verdiği bilgiye göre, kozmetik kullanımına ya da güneş hasarına bağlı, gebelik sırasında veya ilaçlara bağlı oluşan lekeli ciltlere pretinol, glikolik bileşik, vitamin C, vitamin E, üzüm çekirdeği ekstresi, dut ve meyan kökü ekstresi aktif içerikleri ile temel bakım öneriliyor. Aydınlatıcı komplex serum ve maskeler kullanılıyor. UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular uygulanıyor. Daha iyi sonuçlar için orta derinlikte peeling yapılması tavsiye ediliyor.

Gözenekler küçük, ince bir üst deriye sahip, yağ salgısı normalin altında özellik taşıyan, mat ve nem oranı düşük kuru ciltler, erken kırışmaya müsait oluyor. Soğuk hava, rüzgar, uv ışınları, kötü hava şartları cildin kötüleşmesine yol açabiliyor. Kuru ciltlerde erken yaştan itibaren bilinçli bir bakım uygulanırsa, erken yaşlanmanın önüne geçilebiliyor.
Kuru cilt bakımında, nazikçe cilt ölü hücrelerden arındırılıyor, kir ve makyajı temizleniyor. Vitamin E, Superoxide dismutase, green tea extract, co-enzyme Q-10 aktif içerikleri ile serbest oksijen radikalleri gideriliyor, allantoin, bisabolol, maya extract aktif içerikleri ile yatıştırılıyor. Cilt özelliğine göre maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılıyor. Hyaluronik asit ve gliserin ile nemlendiriliyor, jojoba yağı, primrose oil, avokado yağı ile masajdan sonra UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular öneriliyor.

Yağlı ciltlerde sarkma riski yüksek

Parlak görüntülü yağlı ciltlerde ise parlaklık yüzün her bölgesinde görülüyor ve gözeneklerin içi dolu, siyah nokta ve sivilce oluşumuna müsait oluyor. Yağlı cilt, daha uzun süre diri kalıyor, daha az çizgi oluşabiliyor, ancak bakımına dikkat edilmezse sarkma riski artıyor. Yaşlandıkça kırışıklıktan çok derin çizgiler belirgin hale geliyor.
Glikolik bileşik, cildin doğal pH'sı ile uyumlu olarak en hassas ciltlerde bile sağlıklı ve genç bir görünüm sağlıyor, genişlemiş gözeneklerin görünümü azalıyor ve tıkalı gözenekleri açmaya, yağ salgısını düzenlemeye yardımcı oluyor. Salisilik bileşik gözeneklerdeki yağ blokajını azaltan lipidde çözülebilen bir soyucudur. Aynı zamanda yağlı, problemli ciltler için çok gereken antimikrobik, antiseptik özelliği bulunuyor. Komedon temizliği yağlı cilt bakımının en önemli parçasını teşkil ediyor. A vitamini, laktik asit, deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi de yağlı ciltlerde öneriliyor. Fransız beyaz kil maskesi ile yağlı parlak görünüm, genişlemiş gözenekler ve sivilceler kontrol altına alınıyor, cilt arındırılıyor ve onarılıyor. UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular ile yağlı cilt bakımı tamamlanıyor.

Üzüm çekirdeği ekstresi olgun ciltler için

Kadınların ciltlerinde, menopoz öncesinde, sırasında ve sonrasında hormonal değişikliklere bağlı olarak sivilcelenme, tüylenme, lekelenme ya da çizgilerin çoğalması gibi durumlar gelişebiliyor.

Olgun cilt bakımında cilt ölü hücrelerden arındırılıyor, kir ve makyajı temizleniyor, E vitamini, Co-enzyme Q-10, C vitamini, üzüm çekirdeği ekstresi, yeşilçay özü, papaya enzimi, retinyl palmitate aktif içerikleri ile temel bakım yapılıyor. Peptid içeren serumlar, lifting maskeler ile bakımın etkinliğini arttırdıktan sonra yine koruyucular sürülüyor.

Avokado yağı normal ciltler için
Ortalama gözenekli normal ciltlerde ise burun ve çenede daha çok gözenek olabiliyor, ancak siyah nokta ve sivilce sorunu görülmüyor. Yaş ilerledikçe derinin güzelliğini ve kalitesini kaybetmemesi için genç yaşlardan itibaren koruyucu bakım uygulanması ve doğru bakım ürünleri ile cildin desteklenmesi tavsiye ediliyor.

Normal cilt bakımında da cilt, ölü hücrelerden arındırıyor, temizleniyor ve vitamin E, Superoxide dismutase, green tea extract, aloe vera, co-enzyme Q-10, allantoin, bisabolol, maya extract, GM glukan aktif içerikleri ile temel bakım yapılıyor. Oksijen veren maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılıyor. Avokado yağı ile masajın ardından UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan koruyucular kullanılıyor.

Hassas ciltlere K vitamini

Açık tenli ve renkli gözlü insanlarda hassas cilt yapısı görülüyor. Bariyer fonksiyonu azalmış olan bu cilt, üzerine sürülen herşeye karşı savunmasız olduğundan, yumuşak ürünler kullanılıyor.

Ciltteki hassasiyet uygun cilt bakımı ile kontrol altına alınıyor. Ceramidler, cholesterol, linoleik ve linolenik asit, dimethicon, cyclomethicone cildi koruyan ve epidermisi güçlendiren aktif içerikler, nemlendirici ve antioksidanlar bu bakımın temelini oluşturuyor. Yeşil çay, aloe vera, yaban mersini, ahududu gibi yatıştırıcılar kullanılıyor. K vitamini ile damar duvarları güçlendiriliyor ve UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan koruyucular uygulanıyor.

Akneli ciltlere deniz yosunu özü

Gözeneklerin içinde şeffaf yağ birikimleri olan akneli ciltlerde, glikolik bileşik cildin doğal pH'sı ile uyumlu olarak en hassas ciltlerde bile sağlıklı genç bir görünüm sağlıyor. Genişlemiş gözeneklerin görünümünü azaltıyor ve tıkalı gözenekleri açmaya, yağ salgısını düzenlemeye yardımcı oluyor. Salisilik bileşik gözeneklerdeki yağ blokajını azaltan lipidde çözülebilen bir soyucu olarak kullanılıyor ve aynı zamanda yağlı, problemli ciltler için çok gereken antimikrobik, antiseptik özelliği içeriyor.

Komedon temizliği yağlı cilt bakımının en önemli parçasını oluşturuyor. A vitamini, laktik asit, deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi uygulanıyor. Fransız beyaz kil maskesi ile yağlı parlak görünüm, genişlemiş gözenekleri ve sivilceler kontrol altına alınıyor, cilt arındırılıyor ve onarılıyor. Son adımda güneş koruyucu uygulanıyor.
Bunların dışında modern hayatın getirmiş olduğu stres, kirlilik, güneş ve serbest radikallere maruz kalan ciltler de temizlenip, arındırıldıktan sonra yoğun C vitamini, retinol, super okside dismutase, co-enzyme Q-10, yeşil çay aktif içerikleri uygulanıyor. Antioksidan serumlar ve maskeler ile bakımın etkinliği arttırılıyor ve koruyucu ile bakım tamamlanıyor.